Meral Yılmaz
Recede Doğu’dan Gelir
"Kocakarı ilacı" nın tabiri bile
unutulmak üzere. Oysa halk ilaçları kökenine dayalı Uzakdoğu'nun doğal
sağlık sistemi ve yaşam felsefesi önce üniversitelere taşındı, şimdi
de dünyayı kuşatmakta. Bizim kültürümüzde var olan ilaç ve
tedavileri büyükşehirlere taşımış herhangi bir eğilim görünmüyor
fakat lüks semtlerde adım başı Uzakdoğu kökenli tedavilerin uygulandığı
mekanları görmek mümkün
Köylerde yaşlıların sobanın üzerinden
eksik etmedikleri taş tuğlaları, sızlayan bacaklarına, ya da sırtlarına
tutmalarına burun kıvırıyoruz ama, Uzakdoğu'da öğrenim görüp
gelmiş ya da Avrupa'nın bir ülkesinde bir kaç haftalık kurslara katılmış
kişilerin sıcak su içine atıp ısıttıkları taşlar ve egzotik
kokular eşliğinde masajlı tedavi yaptıklarını görünce mest
oluyoruz.
Özellikle romatizma ağrılarına iyi geldiği
düşünülen bizim kültürümüzdeki benzeri uygulamalar daha çok yaşlıların
alışkanlıkları gibi algılanır ve aynı aileye mensup olan gençler
tarafından bile inandırıcı bulunmazken diğer ülkelere özgü benzeri
yöntemlerin bizde de rağbet bulup yükselen bir değer olmaya başlaması
dikkat çekici bir tezat oluşturmaya başladı son yıllarda.
Daha çok Çin ve Hint kökenli olan
alternatif tedavi yöntemleri oldukça fazla çeşitliliğe ve gizeme
sahip. Alternatif yaşam seminerleri ve fuarlar düzenleyen kuruluşların
bile hızına yetişemedikleri ve içinden çıkmakta zorlandıkları bir
durum bu. Doğal sağlığı dillendiren uzmanların hastalık sebeplerine
dair izahlarının bilinen hekimlerin yaklaşımından daha farklı olması,
insan vücudunu tanımaya ve hastalıkların nedenine yönelik söylemleri,
bu yöne ilginin kaymasında önemli bir etken.
Uzakadoğu'nun alternatif sağlık metodları
daha çok halk ilaçları temeline dayanıyor. Bizim kültürümüzde halk
hekimliği ya da kocakarı ilacı olarak bilinen ilaç ve tedavi
uygulamaları akademik bir platformda incelemiş ve büyükşehirlere taşımış
kişisel ya da kurumsal herhangi bir çalışma gerçekleştirilmiş değil.
Bunun yanında lüks semtlerde adımbaşı Uzakdoğu kaynaklı ve daha çok
Tao ve Budist felsefelerinden etkilenen tedavi metodlarının uygulandığı
mekanlar görmek yükselen bir trend halinde.
İlginç olanı ise tedavinin yapıldığı
mekan baştan sona Uzakdoğu motif ve argümanlarıyla dekore ediliyor, Çin
inanışı olan Feng-shui yöntemiyle duvarlar boyanıp eşyaların yeri
kararlaştırılıyor, sürekli olarak Hint tütsüleri yakılıyor ve tüm
bunların en önemli tamamlayıcısı fondan hafif bir şekilde kendisini
hissettiren ezgiler meraklılarının büyülenmesi için yeterli.
" Hepsi birarada! "
En çok da biz medya mensuplarına ilginç
geliyor doğal tedavi yöntemleri. Taş masajı uygulayan bir
Aromaterapsit'le ilgili haber birbirine yakın tarihlerde kadın, moda, sağlık
gibi 10'un üzerinde dergide yer alabiliyor. Bazaar Dergisi'nde bitki özleriyle
tedavi anlamına gelen aroma terapi ve taş masajına yer veren yazının
spotu bile konunun kapışıldığını göstermeye yeterli:
"...Taş mı? Hani şu hep yabancı
dergilerin spa adresleri rehberinde gördüğüm kocaman siyah taşlarla
yapılan ve resimlere bakarken bile nirvana'ya ulaştığım taş masajı
değil herhalde! ... Hemen broşürü açıyorum. İçindeki fotoğrafları
gördüğümde gözlerime inanamıyorum: Olamaz! Taş terapisi, Türkiye'de!
...Taş masajı, çiçeklerle kişilik analizi, refleksoloji... Bunların
ne olduğunu bilenlere, İstanbul'da hepsini bir arada yaptırabilecekleri
bir yer olduğunun müjdesini verelim. Bilmeyenler ise hayatlarını değiştirecek
bu yazıyı vakit geçirmeden okusun...
"...Çaldemir'in ( Aroma terapist)
eline aldığı bir taşla tüm vücuduma masaj yapmasıyla 'bulutların
üzerinde uçmak' deyimini daha iyi anlamaya başlıyorum. Çaldemir'in
inanılmaz seri hareketleri, fondaki Uzakdoğu ezgisi ve taş tıkırtıları
karşısında kendimi daha fazla tutamıyorum ve tamamen kayıyorum...."
( Betül Lavanta - Bazaar Dergisi)
Güzel kokulu uçucu yağ ve çiçek özleriyle
masaj, teneffüs (buğu), kompres ve banyo gibi uygulamaları içeren
aroma terapinin zararlı olduğu durumlar da var elbette. Aromaterapist İpek
Çaldemir'e göre, bebeklere, hamilelere, alerjik bünyeye, yüksek
tansiyon ve kalp hastalarına, ihtihaplı eklemlere, ciltteki açık
yaralara, damarlara ve şüpheli şişkinlikleri olanlara uygulanmamalı.
Her yerde kurs var
"Doğal metotlarla sağlıklı kalmanın
sırlarını öğrenmek isteyenleri cezbedici içerikli organizasyon ve
derneklerin düzenledikleri kursları her yerde görebiliyorsunuz. Kurs ücretleri
deyim yerindeyse el yakıyor. Etkinliklerin isimlerine bakıldığında Türkiye'den
ziyade Çin ya da Hindistan'da yaşadığınız hissine kapılıyorsunuz.
Sağlıklı yaşam adına öngördükleri Tai Chi Chuan adındaki Çin
egzersiz programı 300 USD, tedavi Edici Masaj için 20 saatlik program ücreti
300 USD, akupunktur noktalarına parmakla bastırılarak yapılan tüm vücut
masajı kursu 300 USD, ayurvedik masaj ve bitkisel tedavi kursları 288
saat ve 1400 USD...
Kurslara katılım sertifikası alanlara Çin
veya Almanya'da uygulamalı eğitim imkanı sağlama teminatı da
veriliyor. Tüm bunlara rağmen aslında kursları düzenleyenlerin de
ihya oldukları söylenemez. Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Mehmet Işık'ın
organize ettiği, daha çok doktor ve sağlık camiasına hitap eden
kurslarda "tedavi edici masajlar"ı içeren programdan pek sonuç
çıkmamış ve ayurveda üzerinde yoğunlaşma kararına varılmış.
Ayurveda sertifikasını Avrupa Ayurveda Cemiyeti'nin verecek olması
kursiyerler ve organizatörler kanadında daha güvenli bulunuyor.
Doktor, hemşire, diyetisyen gibi sağlık
alanı dışında olan kursiyerlerin program sonunda sertifika almasının
çok da işlevsel olduğu söylenemez. Masaj programını bitirenler, kısmen
konuyla ilgili yerlerde çalışan doktorların yanında ya da
hastanelerde görev alabilseler de kendilerine ait tedavi merkezi açmaları
mümkün değil.
Zaten akupunktur dışında hiç bir
alternatif tedavi metodu Sağlık Bakanlığı'nca tanınmadığı gibi
denetim de söz konusu değil. Bu açıdan kurslarda öğretilen bilginin
güvenilirliği, ücretin yüksek oluşu ve katılım sertifikasının
resmi olarak geçersizliği kursiyerleri bekleyen önemli handikaplar arasında.
Hintli yapıyor ...
Hintliler bitkilerle tedavi ve beslenme yöntemine
dayalı halk ilaçları kökenli yaşam felsefesini üniversite alanına
taşıyabiliyorlar. Üstelik Hollanda gibi Avrupa ülkelerindeki üniversitelerde
ilgili alanlarda enstitüler oluşturacak kadar etkili olabiliyorlar.
Mesela, halk ilaçlarına dayanan ayurvedik beslenme ve tedavi konusunda
uzmanlık şartı olarak 6 yıl gibi uzun bir süre üniversite eğitimi
şartı aranıyor Hindistan'da. Dolayısıyla Hint sağlık sisteminde
olduğu gibi ülke insanı tarafından araştırılıp, akademik alana taşınan,
sistematize edilmiş uygulamalar Amerika dahil olmak üzere Avrupa ülkelerini
bile kuşatmış durumda. Amerika'nın bitkisel ilaç alanındaki
harcamaları milyarlarca dolarla ifade ediliyor. 1950'lerden bu yana Hint
ve Çin sağlık sistemleri, bizzat o ülke insanları tarafından araştırılırken,
perde gerisinde kalan tek sağlık metodu olarak İbni Sina'nın uyguladığı
tıp sisteminin olduğu dikkati çekiyor. "Yediğiniz yemeği
hazmetmeden yemek yemekten sakının" diyen İbni Sina, hastalıklara
karşı bu şekilde uyarıda bulunmuştu.
Armut piş ağzıma düş
Dünya üzerinde yaygın olan tıp metotlarına
bakıldığında her alanda olduğumuz gibi bu konuda da kendi sahip olduğu
imkanları hiç araştırmayan hazırcı yapımızı bir kez daha
seyredebiliyoruz. Bırakın İbni Sina'nın ya da Hz. Peygamber döneminde
uygulanan yöntemlerin günümüzde dillendirilmesini, kendi ülkemizdeki
halk ilaçlarımızı bile araştırmaktan uzak bir tutum sergiliyoruz.
Hatta, oldukça egzotik bulup rağbet ettiğimiz Uzakdoğu menşeili
alternatif tedavi yöntemlerine bir denetim mekanizması geliştirmek için
bile araştır-mı-yo-ruz.
Gidişata terkedilmiş bir sağlık furyası
içinde düşe kalka yaşıyor oluşumuzu ülkenin genel tablosuyla kıyaslamamak
mümkün değil. Şimdi bu kriz ortamında Sağlık Bakanlığı'ndan
olaya el atmasını mı istemeli, yoksa üniversitelerden bizim kültürümüzdeki
doğal tedavi yöntemlerini araştırıp sistematize edecek bir enstitü
yapılandırmasına gitmelerini mi önermeli. Gerçi halk hekimliğiyle
zaman zaman ortak çalışan eczacılık fakültelerindeki bazı hocaları
göz ardı etmemek gerek ancak, kurumların sahip çıkması gereken bir
yapılanmaya ihtiyaç olduğu muhakkak. Elbette "Bizim kocakarı ilaçlarının
Uzakdoğu'dan ne eksiği var?" iddasını yarayışlı kılacak bir
motivasyon kırıntısı bulunabilirse...
Aile Hekimi Uzmanı Dr. Mehmet Işık (Doğal sağlık
kursları organizatörü):
Uzakdoğu'da ve Batı'da doğal sağlıkla
ilgili sistemler geliştirilmiş ve sıkı denetimler mevcut. Doğal sağlık
alanında herhangi bir uygulamayı araştırırken muhatap sıkıntısı
çekmiyorsunuz. Öğrenmek istediğiniz her tedavi yöntemi karşınıza
kurumsallaşmış olarak çıkıyor. Türkiye'de halk arasında çok daha
iyi tedavi yöntemlerine vakıf olanlar vardır mutlaka, üstelik hiç eğitim
almadan büyüklerden öğrendikleri gibi bu işi iyi yapıyor da
olabilirler ancak, bizde bununla ilgili bir çalışma yapma imkanı
verilmiyor. Sıfatı, firması, derneği, kurumu olacak kadar sistematize
edilmeye ihtiyacı var halk hekimliğinin. Gelişmiş ülkelerde kabul gören,
daha sistemli ve araştırmaya dayalı alternatif sağlık yöntemlerine
yer verme durumundayız. Doğal tedaviyle ilgili problemlerin bir kaç yıl
sonra aşılacağını düşünüyoruz. Dünyanın en gelişmiş ülkesi
Amerika'nın bile milyarlarca dolar bitkisel ürün tüketimi varsa bu
bizde de yaygınlaşacaktır. Ayurveda kurslarını daha ön planda
tutuyoruz. Hekim katılımcılar çoğunlukta. Türkiye'den onaylı
sertifika verilmiyor. Hollanda'da bizim düzenlediğimiz tarzda kurslara
katılanlar sertifika alabiliyor çünkü orada bir denetim mekanizması
var. İnsanlar kurumlara güveniyor, kurumlar da ciddi çalışıyor. Eski
tıp sistemelerini incelediğimizde 4 metod çıkıyor karşımıza: Hint,
Çin, Ortodoks ve Eski Yunan sistemi dediğimiz İbni Sina'nın başı çektiği
sistem. Günümüzde Hintliler ve Çinliler kendi metodlarını akademik
boyuta taşımışlar ve uluslararası yaygınlık kazanmış durumda.
Bizim halk hekimliğimizle kıyaslanması bile mümkün değil.
meral.yilmaz@aksiyon.com.tr